Bizi takip edin

Köşe yazarları

AKP ile ‘Yeşil Komplo’ devrede

->

-> 438

Dosya:3 SİYAH KOMPLODAN YEŞİL KOMPLO
DÖNEMİNE: ÖCALAN’IN BARIŞ ÇABALARI

‘Yeşil Komplo Dönemi’nin AKP’nin iktidara gelmesiyle başladığını ifade eden Öcalan, ‘Ben daha önce Recep Tayyip Erdoğan için Özal mı olacak, Çiller mi olacak diye sormuştum. Erdoğan Çillerleşti. Şu anki yürüttüğü politikalar Çiller olmaktan yana tercihini kullandığını gösteriyor. Kürtleri sürekli hem askeri hem siyasi operasyonla her gün tasfiye ediyor’ demişti

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası komployla İmralı Adası’na getirilmesine rağmen barış çabaları hiçbir zaman sona ermedi. “Siyah Komplo Dönemi” olarak adlandırdığı komplonun AKP’nin başa getirilmesiyle sona erdiğini aktaran Öcalan, AKP’yle birlikte “Yeşil Komplo Dönemi”nin devreye koyulduğunu ifade etti.
AKP’nin kuruluşundan hemen sonra 11 Eylül 2001 saldırısı bahane edilerek, Irak’a müdahale gündeme getirildi. AKP, bu müdahaleyi desteklerken, Ecevit buna karşı çıkıyordu. Tam da bu süreçte Ecevit hastalanmıştı! Öcalan, bunun bir sağlık problemi gibi görünmediğini, bu durumun 1993’teki Özal dönemine benzediğini söylüyordu. 1993 ateşkes sürecinin muhatabı Özal, fiziki olarak öldürülmüştü ama Ecevit, felç edilerek siyaseten etkisizleştiriliyordu. Öte yandan “Rahşan Affı” başta olmak üzere, Kürt sorununda açılım yapması da MHP üzerinden engelleniyordu. Bu aslında, ABD, İngiltere ve İsrail çizgisinin MHP üzerinden çözümü baltalama ve Ecevit’i tasfiye ederek AKP’ye yol açma operasyonu olarak aktarılıyordu. Zaten Erbakan’ın tasfiyesi üzerinden kurulan AKP, kuruluş ve örgütlenme sürecinde İngiltere, ABD ve İsrail’in de diplomatik ve mali desteğiyle örgütlendirildiği ifade ediliyordu. Ecevit’in felç edilmesiyle de iktidarı önündeki ikinci engel kaldırılmıştı. Nitekim Ecevit’in hastalanmasından hemen sonra MHP üzerinden erken seçim gündeme getirildi. Bu temelde AKP, önce Erbakan’ın, ardından 2002’lerde de Ecevit’in tasfiyesiyle alternatifinin ve ciddi bir rakibinin bırakılmadığı koşullarda gerçekleştirilen bir seçimle 2002 sonlarında iktidara geldi.

AKP’nin ilk işi tecrit oldu

AKP 2002’de iktidara gelir gelmez, ilk olarak Öcalan’ın dolaylı yoldan genelkurmay ve Ecevit’in temsilcisi ile yürüttüğü diyalogları kesecek, görüşme saatlerini kısıtlayacak, yazışmaları engelleyecek, avukat görüşmelerini baskı altına alacaktı. 2002’nin sonlarında başlayıp 2003’te de devam eden kesintisiz üç ay süren tecrit devreye konulacaktı. İkinci işi, Irak savaş tezkeresini Meclis’ten geçirmek için var gücüyle çalışmaktı. Ancak o günkü Meclis’in yapısı, henüz tümüyle Gül ve Erdoğan’ın hâkimiyetinde olmadığından, beklemedikleri şekilde tezkerenin Meclis’ten geçmesi az bir farkla reddedilecekti. Bununla birlikte ABD’nin Irak müdahalesine karşı duruşu olan Ecevit’in felç edilmesiyle, Öcalan’ın çözüm çabaları tıpkı Özal dönemindeki gibi muhatapsız bırakılmıştı. O dönemde Özal’a karşı Güreş-Çiller darbesinin yerini bu sefer Ecevit’e karşı Gül-Erdoğan darbesi almış oluyordu. Gül ve Erdoğan hükümeti, bütün gücünü demokratik çözüm, özgür ve demokrat Kürtlüğün tasfiyesine verecekti.

NATO Gladio’su devreye girdi

Öcalan bu süreci “Dördüncü Komplo Dönemi” olarak niteledi ve şu değerlendirmede bulundu: “Dördüncü Komplo Dönemi, AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bugüne kadarki süreçtir. 1999’da daha çok -Kıvrıkoğlu’nu temsilen askeri ağırlıklı heyet gelip benimle İmralı sürecinde görüştü. O dönemdeki askerler tecrübeliydi, samimi gibiydiler. Onlardan birisi, ‘Oyun büyük, bunu boşa çıkarmamız gerekiyor. Siz ülkeyi bölmek istemediğinizi belirtip şiddetten vazgeçerseniz, her konuyu konuşabiliriz’ dediler. Bunun üzerine ateşkes ve sınır dışına çekilme çağrım oldu ve gerillalar sınır dışına çekildi. O dönemdeki heyetin içinde Ecevit’in temsilcisi de vardı. Ecevit o dönemde bir şeyler yapmak istiyordu çözüme yönelik. ‘Rahşan Affı’ da bu nedenle düşünülmüştü. Gerillayı da kapsayacaktı. Ama MHP engelledi. Sürece karşı tekrar NATO gladiosu Türkiye’deki gladio ile birlikte devreye girdi; Ecevit’i tasfiye ettiler. Tabi o dönem ABD’nin Ortadoğu ve özellikle Irak’a dönük politikaları söz konusuydu. İşte AKP 2002’de, bu politikalar üzerine başa getirildi.

Ecevit tasfiye edildi

“AKP’nin 2002’de iktidara gelmesiyle birlikte NATO gladiosunun komploları farklı bir şekilde gelişmeye başladı. Bu, dördüncü komplo dönemiydi: Çözüm muhatabımız Ecevit, tasfiye edilmişti. Kürt hareketini de o dönemde (2002-2004) ikiye ayırmak için çoktan hazırlıklarını yapmışlardı. Bu durum Amerika’nın Irak’a müdahalesiyle doğrudan bağlantılıydı. Osman-Botan alçağı bu oyuna geldiler. Bunlar Güney’e gittiler, Barzani’ye sığındılar. Bine yakın kadro da kopup gitti. Diğerleri de Kandil’de kaldılar. Sonuçta örgüt ikiye bölündü. Örgüt üzerindeki bu oyun, bu komplo 2002’de başladı. 2002-2004 arası bu kopmalar, ayrışmalar, bu tasfiye politikası yaşandı. Bu süreci ‘Bir Halkı Savunmak’ kitabında genişçe anlattım.

Abdullah Gül’e mektup yazdım

“O dönem örgütteki kopuşlar ve örgüte yönelik tasfiye politikaları karşısında Abdullah Gül’e mektup yazdım. Kendisine; ‘Bu sorunları birlikte aşabiliriz, bu sorunların önüne geçebiliriz, çözüm için gerekli olan adımları atabiliriz’ dedim. Ama bana cevap bile vermediler, duyarsız kaldılar, bir şey yapmadılar. ABD’nin bana yönelik komplosunda olduğu gibi, Irak’a müdahaleyle birlikte PKK’yi de tasfiye edeceğini düşünerek, sorunu ABD’ye havale ettiler. Ben de o dönemde yaşanan bütün bu tasfiye yönelimlerinden dolayı örgüte ‘Ne yapıyorsanız yapın, sizi serbest bırakıyorum, kendi kararlarınızı kendiniz alın, kendi örgütlenmenizi kendiniz yaparsınız’ dedim. Ve PKK yeniden bir yapılanmaya, bir silahlı hamleye (2004 ‘1 Haziran Hamlesi’) başladı. O dönemi de böylece geçirdik.

O dönem bir hataydı

“Bize karşı tasfiye politikalarında başarılı olamayınca, 2006’da ateşkes için bana Ahmet Türk onlar üzerinden haber gönderdiler. Ben tam ikna değildim ama ateşkes çağrısında bulundum ve Ahmet Türk onlar üzerinden dolaylı diyalog gelişti. Bana göre o dönemde yapılan, bir hataydı. Bunun bir oyun olduğu da anlaşıldı. Bu da başarılı olamayınca, kuşatmaya aldılar, hücre cezaları vermeye başladılar. Buna karşı 2006’da yüz yirmi beş sayfalık bir broşür hazırladım, ona da el koydular ve vermediler. Halen onlardadır. O yüz yirmi beş sayfalık savunmamda birçok ilişkiyi, gladioyu açıklamıştım. Bu komplolar dönemini de orada geniş açıklamıştım. Hücre cezasıyla bize karşı yeni politika oluşturdular. Hem hücre cezalarıyla hem burada bana karşı, hem de dışarıda askeri operasyonlarla örgütü kuşatmaya almaya başladılar.

Diri Kürt’ü tasfiye etme

“Örgüte yönelik politikalar ile bana karşı geliştirilen hücre cezaları da başarılı olmayınca, yeni bir tasfiye politikasını devreye koydular. Bu dönem diğer dönemlerden daha farklı gelişti. Bu dönemde hem siyasi operasyonlar, KCK operasyonları başladı hem de askeri operasyonlar. İkisi birlikte eş zamanlı olarak yürütüldü. Bu AKP iktidarının politikasıydı. KCK operasyonları diri Kürdü tasfiye etme amaçlıydı. Bu dönemde geliştirilen politikalar daha çok örgütlü Kürtleri dikkate almadan, muhatap almadan onları tasfiye etme, bu diri özgürlükçü ve demokrat Kürde karşı TRT-Şeş vb. sözde açılımlarla, kendi güdümlerindeki Kürdü yaratmaya çalışıyorlardı. Buna 2009’da ‘Yol Haritası’ ile cevap verdim.”

Özal mı olacak Çiller mi?

Öcalan, Yol Haritası’nda özgür ve demokrat Kürtlüğün ne olduğunu, devlet veya hükümetin bu temelde Kürtlere nasıl yaklaşması ve hangi statüde ele alması gerektiğini ortaya koyuyordu. Ancak AKP hükümeti, yol haritasını kabul etmeyecek, askeri ve siyasi operasyonlara daha da hız verecekti. Öcalan bunun üzerine; “Ben daha önce Recep Tayyip Erdoğan için Özal mı olacak, Çiller mi olacak diye sormuştum. Recep Tayyip Erdoğan Çillerleşti. Tercihini Çiller olmaktan yana kullandı. Şu anki yürüttüğü politikalar Çiller olmaktan yana tercihini kullandığını gösteriyor. Kürtleri sürekli tasfiye ediyor, hem askeri hem siyasi operasyonla her gün Kürtleri tasfiye ediyorlar” uyarısında bulunacaktı.

Yeşil Komplo Dönemi

Zaten Özgür Kürtlüğün tasfiyesi temelinde hem içerideki klasik ulus-devletçi, laik Ergenekon’un siyasi kanat (Baykal-Erdoğan gizli görüşmesi temelinde CHP, MHP, Kızılelmacılar) ve daha sonra askeri kanadı (Erdoğan-Büyükanıt Dolmabahçe gizli görüşmesi) ile uzlaşırken, dışarıda da (Bush-Erdoğan görüşmesi) ABD başta olmak üzere komploda yer alan güçlerle de uzlaşmıştı. İçerideki ve dışarıdaki bu uzlaşmanın temelinde ‘Özgür Kürt’ün tasfiyesine karşılık ‘İktidar’ formülünü kabul eden AKP’ye, iktidarı karşılığında özgür Kürtlüğü tasfiye rolü verildiği açığa çıkmıştı. Örneğin Erdoğan’ın “Benimle mezara gidecek” dediği Erdoğan-Büyükanıt Dolmabahçe gizli görüşmesi, Gül’ün ABD ziyareti ve ABD’nin “PKK ortak düşman” açıklamaları ardından Bush-Erdoğan görüşmesi, bu temelde birbirleriyle bağlantılı gelişmelerdi. Öcalan’a göre, “Erdoğan-Bush görüşmesiyle Türk Gladiosu-Ergenekon yerine Yeşil Gladio’nun kurulmasına karar verildi. Bunun karşılığında da bu görüşmede, uluslararası alandaki önemli bazı pazarlıkları da kabul ettiler. Bu yeni bir gladioydu; ‘Yeşil Gladio’. Buna ‘Yeşil Komplo Dönemi’ dedim. Kürtlere karşı yeni bir gladio, Yeşil Gladio devrededir. Son savunmamın beşinci cildinde bu yeni gladio örgütlenmesini daha önceki yapılanmalarıyla birlikte çok geniş açımladım. Artık Yeşil Gladio veya Yeşil kontra devrededir ve her şey Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde olacak. Bu yeni tarz bir kontraydı. Dörtyol olayı, Hakkâri bombalama olayı, Batman komplosu tam aydınlanırsa, Erdoğan’ın yeni tarz kontra ile ilişkisinin boyutu ortaya çıkacaktır.”


Ezberler ve oyunlar bozuluyor

Sonuç olarak 1993 yılında gerçekleşmesi gereken 1995, 1998 ve 1999 yılında İmralı sürecinde devam eden demokratik çözüm ve barış süreçlerine karşı gladionun birinci, ikinci, üçüncü komplo dönemlerinin ardından son olarak dördüncü (yeşil) komplo dönemi hâlâ devam ediyor. Türkiye halklarına ve demokrasisine büyük kayıplar veren bu komplolar dönemi, günümüzde içeride Erdoğan-Bahçeli-Kılıçdaroğlu blok ittifakına dışarıda ABD, İngiltere, İsrail, ABD, AB hatta Çin, bölgede ise Rusya, İran, Suriye halkası da eklenerek güncelleştiriliyor. Öcalan’a yönelik 09 Ekim 1998-15 Şubat 1999 arası uluslararası komplodaki devletlerin konumlanmasını hatırlatan bu durum; Güney’deki bağımsızlık referandumunda ve son olarak Rojava örneğinde de benzer şekilde ortaya çıktı. Her üç olaya karşı uluslararası ittifak ve konumlanmanın özünde yatan gerçeklik; “Kürtleri karşımızda bir irade olarak görmek istemiyoruz” yaklaşımıdır. Öcalan’ın şahsında ortaya çıkan ve Güney’deki bağımsızlık referandumu ile Rojava özyönetimleriyle kendisini dışa vuran Özgür iradeli Kürtlük veya demokratik temelde kendi kendini yönetmek isteyen Kürtlük, tüm bu yerel ulus-devletlerin ve onların bağlı oldukları kapitalist dünya-sistem hegemonlarının (ABD, İngiltere, İsrail, AB) yıllardır alışageldikleri piyon Kürtlüğe dayalı ezberlerini ve oyunlarını bozmaktadır.

HABER MERKEZİ